Her mutsuzluk depresyon anlamına gelmez!
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, mutsuzluk ile depresyon arasındaki farklar ile depresyonun belirtileri, risk faktörleri ve ne zaman profesyonel destek alınması gerektiği hakkında açıklamalarda bulundu.
Depresyon, mevsimin tamamen değişmesi gibidir; artık hava hep karanlık, hep soğuktur!
Mutsuzluk ve depresyon arasındaki temel farkın hava durumu metaforuyla açıklanabileceğini dile getiren Cumali Aydın, “Günlük mutsuzluk, aniden bastıran bir yaz yağmuruna benzer; iş yerinde ters bir olay yaşanır, sevdiğiniz biriyle tartışırsınız, moraliniz bozulur ama bir kahve içip arkadaşınızla konuştuktan sonra hava tekrar açar. Depresyon ise mevsimin tamamen değişmesidir; artık ortalık hep karanlık, hava hep soğuktur ve siz giyinme tarzınızla bu durumu değiştiremezsiniz.” dedi.
Kriterlere göre, sihirli formülün ‘süre ve işlevsellik’ olduğunu ifade eden Aydın, “Üzgün hissetmek normaldir, ancak neredeyse her gün, günün büyük bölümünde süren ve en az iki hafta boyunca devam eden bir çökkünlük hali varsa alarm zilleri çalar. Buna ek olarak, daha önce keyif aldığınız şeylere karşı belirgin bir isteksizlik (anhedoni) başlamışsa ve uyku, iştah, enerji düşüklüğü gibi bedensel sinyaller eşlik ediyorsa, bu artık ‘sadece bir ruh hali’ değil, tedavi gerektiren bir klinik tablodur. Örneğin, terfi alamadığına üzülen bir kişi hafta sonu güzel bir yemekte bunu unutabilirken, depresyondaki kişi terfiye değil, yemeğin varlığına karşı bile hissizleşir.” şeklinde konuştu.
Uzun süren mutsuzluk depresyon riskini artırır, ancak bu bir kader değil!
Uzun süren mutsuzluğun her zaman depresyona dönüşebileceği inancının doğru olmadığına işaret eden Cumali Aydın, “Uzun süren mutsuzluk, depresyon için ciddi bir risk faktörüdür, adeta kuru bir ormanın kıvılcım beklemesi gibidir. Ancak bu bir kader değildir.” dedi.
Kronik strese maruz kalan bir bireyin beynindeki hipokampus bölgesinde küçülme görülebildiğini hatırlatan Aydın, “Bu da depresyona giden yolun taşlarını döşeyebilir. Fakat bu süreçte devreye giren koruyucu faktörler vardır; sosyal destek, anlamlı uğraşlar ve psikolojik dayanıklılık. Örneğin, yıllardır ekonomik zorluk çeken bir birey, güçlü aile bağları ve manevi inançları sayesinde bu kronik mutsuzluğu taşıyabilir ve klinik depresyona dönüşmeden ayakta kalabilir. Mutsuzluğu bir bataklık gibi düşünün; uzun süre içinde durmak riski artırır ama doğru nefes teknikleri ve yardım eli ile oradan çıkmak mümkündür.” diye konuştu.
Doğal mutsuzluğunuzu, başkalarının yapay mutluluğuyla kıyaslamayın!
Sosyal medyanın modern çağın en büyük tuzaklarından biri olduğuna dikkat çeken Cumali Aydın, şöyle devam etti:
“Sosyal medya, herkesin hayatının sadece ‘en iyi anlarından’ oluşan bir fragmanı sunar. Siz kendi kamera arkanızı, dağınık odanızı ve ağlama krizlerinizi bilirken, karşınızdakinin sadece ışıltılı kısmını görmek bir ‘karşılaştırma zehirlenmesi’ yaratır. Sosyal Karşılaştırma Teorisi’ne göre, sürekli yukarı doğru karşılaştırma yapmak yetersizlik hissini körükler. Araştırmalar, insanların arkadaşlarının olumsuz duygusal deneyimlerini sistematik olarak hafife aldığını gösteriyor. Bu da şu tehlikeli yanılgıya yol açıyor: ‘Herkes mutlu, bir tek ben berbat hissediyorum; demek ki bende bir sorun var.’ Oysa hissettiğiniz şey tamamen normal bir insani dalgalanma olabilir. Kendi doğal mutsuzluğunuzu, başkalarının yapay mutluluğuyla kıyaslayarak kendinize haksız yere ‘hasta’ etiketi yapıştırmamanızı öneririm.”
‘Depresyonda değilim ama üzgünüm’ demek, ‘dizim ağrıyor ama kırık değil’ demeye benzer!
‘Kendimi kötü hissediyorum ama depresyonda değilim’ şeklindeki bakış açısının çoğu zaman son derece doğru ve sağlıklı bir içgörü olduğunu vurgulayan Aydın, “Ruh sağlığı okuryazarlığının en önemli göstergelerinden biri, duygusal acıyı patolojiden ayırt edebilmektir.” dedi.
“Kayıp, hayal kırıklığı veya varoluşsal sorgulamalar sonucu kendinizi kötü hissetmeniz, ruhunuzun çalıştığını gösterir.” diyen Aydın, ‘depresyonda değilim ama üzgünüm’ demenin ‘dizim ağrıyor ama kırık değil’ demeye benzediğini söyledi.
Ağrı var, gerçek ve can sıkıcı; ama bacağın alçıya ihtiyacı yok. Bu ayrımı yapabilmenin, kişinin duygularını yok saymadan onları sahiplenmesini sağladığını aktaran Aydın, “Ancak burada ince bir çizgi var: Eğer kişi, ‘ben güçlüyüm, depresyonda olamam’ gibi katı bir savunma mekanizmasıyla gerçek belirtileri görmezden geliyorsa, bu da bir inkardır. Sevdiği birini kaybeden birinin derin yas tutması normaldir ve bu depresyon değildir; fakat bu yas yıllar sonra bile kişinin kendine bakımını tamamen engelliyor ve sürekli bir ölüm arzusuna dönüşüyorsa, burada durup yeniden düşünmek gerekir.” açıklamasını yaptı.
Duygulara karşı verilen savaş, onları daha da büyütür!
Mutsuzlukla baş ederken ilk kuralın, onunla savaşmayı bırakmak olduğunu kaydeden Aydın, “Duygulara karşı verilen savaş, onları daha da büyütür.” dedi.
Bunun yerine Davranışsal Aktivasyon denilen yöntemin denenmesini öneren Aydın, “Beyniniz ‘hiçbir şey yapmak istemiyorum’ dediğinde bile, sizi eskiden mutlu eden kısa bir yürüyüş, bir arkadaşa sesli mesaj atmak gibi küçük bir eylemi sırf bir deney olarak yapın. Eylemi yapmadan motivasyonun gelmesini beklemek, arabayı itmeden motorun çalışmasını beklemeye benzer. Fizyolojik olarak, düzenli ve tempolu yürüyüşün hafif ve orta düzey depresyonda en az bazı ilaçlar kadar etkili olduğu, çalışmalarla kanıtlanmıştır. Ayrıca, minnet (şükran) günlüğü tutmak, beynin olumsuz filtrelerini kırmak için bilimsel olarak desteklenen bir yöntemdir. Her gece yatmadan önce o gün iyi giden 3 şeyi yazmak, zamanla nöral yolları pozitife doğru kaydırabilir. Unutmayın, yemek yemek, duş almak gibi en temel öz bakım eylemleri bile bu dönemde büyük bir zaferdir; kendinizi bunlar için takdir edin.” ifadelerini kullandı.
‘Uyusam ve hiç uyanmasam’ gibi pasif ölüm düşünceleri bile hafife alınmamalı!
Geciktirilmemesi gereken noktanın, duygusal acının işlevselliği tamamen yuttuğu an olduğunun altını çizen Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:
“Şu üç durum, acil durum sinyalidir: Birincisi, işe gidememek, derslere odaklanamamak veya çocuğunuzla ilgilenememek gibi gündelik rollerinizin ciddi biçimde aksaması. İkincisi ve en önemlisi, bir kurtuluş yolu olarak ölüm düşüncesinin zihninizde sık sık belirmeye başlaması; ‘uyusam ve hiç uyanmasam’ gibi pasif ölüm düşünceleri bile hafife alınmamalı. Üçüncüsü ise, artık acıya karşı hissizleştiğiniz, duygusal olarak tamamen boşaldığınız ve hiçbir şeyin anlam ifade etmediği o derin çukurdur. Özellikle ‘benim durumum umutsuz, kimse beni anlamaz’ düşüncesi, depresyonun size oynadığı en büyük oyundur ve yardım aramanın önündeki en büyük engeldir. Bir uzmana ulaşmak için mükemmel hissetmeyi beklemeyin; kendinizi bir arkadaşınız yerine koyun, o bu halde olsa ne yapmasını söylerdiniz? İşte o şefkati kendinize gösterip telefonu açtığınız an, iyileşme yolculuğu çoktan başlamıştır.”
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı